Av. Kürşat Orhan Şimşek

KADINLAR GÜNÜ

Av. Kürşat Orhan Şimşek

8 Mart her yıl ülkemiz ve dünyada “Dünya Kadınlar Günü” olarak çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır.

 

Dünya Kadınlar Günü’nün temeli diğer birçok kutlama ve anma günlerinde olduğu gibi sanayi devrimi sonrası ortaya çıkan işçi hareketlerine dayanmaktadır.

 

1908 yılında ABD’nin New York şehrinde 15 bin çalışan kadının bir araya gelmesi ile “kadınların çalışma süreleri, ücretleri ve siyasal seçme hakkı” gibi ekonomik, siyasi ve sosyal haklarını talep etmesi ile bu noktada mücadele ivme kazanmıştır. Bir yıl sonra Amerika Sosyalist Partisi 8 Mart’ı “Ulusal Kadınlar Günü” olarak ilan etmiştir. Artık dünyada bir farkındalık oluşmuştur.1910 yılında Danimarka Kopenhag’da toplanan “Uluslararası Emekçi Kadınlar Konferansı” dünya kadınlar günü fikrinin ortaya atıldığı bir toplantı olmuştur. Nihayet 1975 yılında Birleşmiş Milletler tarafından “Dünya Kadınlar Günü” kabul edilmiştir.

 

Peki, neden 8 Mart? Bu konuda birçok rivayet ve fikir ortaya atılmış olup hangisinin doğrusu olduğu noktasında bir uzlaşı yoktur. Bu gerçekten yola çıkan Birleşmiş Milletler de bu soruya cevap vermemiştir. 1917 yılında Rus kadınlarının emek ve barış sloganlarıyla yürüdüğü ve yürüyüşün 4. gününde Rus Çarı’nın tahttan indirildiği, akabinde de kurulan hükümetçe kadınlara seçme hakkı verildiği bilinmektedir. İşte bu yürüyüşün başlangıç tarihi 8 Mart olduğu için bu tarihin dünya kadınlar günü olarak kabul edildiği söylentilerden biridir.

 

Ülkemizde ise ilk kutlamalara 1975 yılında izin verilmiştir. Ondan önce bu kutlamalara siyasi nedenlerle sıcak bakılmamıştır. Ne var ki 1980 darbesiyle kutlama ve etkinliklere tekrar yasak getirilmiş 1984 yılından itibaren ise “Dünya Kadınlar Günü” tekrar etkinliklerle sokaklarda kutlanmaya başlanmıştır.

 

Dünya Kadınlar Günü, kadınların toplum içinde, siyasette ve iş hayatında elde ettikleri başarıların kutlandığı, eksiklik ve engellerin tartışıldığı bir gün olarak ele alınmaktadır.

 

Günümüzde kadınlarımızın toplum içinde hak ettikleri yeri aldığını söylemek zor. Toplumsal cinsiyet eşitliğinde hem dünya hem de ülkemiz kötü bir sınav vermektedir.

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile birlikte kadın hakları konusunda önemli aşamalar kaydedilmiştir. Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde, kadınlarımız açısından yasal mevzuatta önemli değişiklikler yapılmıştır. Başta Medeni Kanun ve Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliklerle kadınlarımız hukuk alanında eşit yurttaşlar haline gelmiştir. Yine 1933 yılında Köy Kanunu’nda yapılan değişiklikle kadınlar ilk kez köy muhtarı olma hakkını elde etmişlerdir. 1934 yılında Anayasa değişikliği yapılarak bu konuda dünyada ilk örneklerden olunmuş ve kadınlarımıza seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır.

 

Ne var ki bu konuda atılan bu değerli ve dünyada ilk olma özelliği gösteren siyasi ve sosyal reformlardan bugün hızla geriye gidilmektedir. Kadınlarımızın kazanımları erimektedir.

 

Kadınlara yönelik şiddet vakaları her yıl bir önceki yılı aratır olmuştur. Kadınlarımızı şiddete karşı koruyamadığımız açıktır. Kadın cinayetleri durdurulamamaktadır.

 

Kadınlarımız siyaset, ekonomi ve eğitim alanında sürekli olarak geriye gitmektedir.

 

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği bariz şekilde görülmektedir.

 

Ülkemiz yasal mevzuatlar açısından dünyanın en ileri seviyelerindedir. Ancak uygulayıcıların ve idarecilerin zihniyetleri problemlidir ve bu durum yasaların uygulanmasının önüne geçmektedir. Yasaların yeterliliği bu nedenle sadece mevzuat olarak kâğıt üstünde kalmaktadır.

 

Kadınlarını şiddete karşı koruyamayan, emeklerini sömüren, çalışma hayatında, siyasi ve sosyal hayatta onlara ikinci sınıf muamelesi yapan toplumun gelişmiş bir toplum olduğu söylenemez.

 

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadele için daha ilköğretim seviyesinden başlayarak farkındalık oluşturmalıyız. Kadınlarımızın aynı zamanda eş, anne ve kardeş olduğu, kısaca toplumun temel taşlarını oluşturduklarını bilmeli, ailenin ve toplumun sağlıklı olmasının yolunun kadınlarımıza hak ettiği değeri vermeden geçtiğini nesillere eğitim yoluyla anlatmalıyız.

 

Nüfusunun ekseriyetinin Müslüman olduğu bir toplum olarak bu konuyu Peygamberimiz Hz. Muhammet’in şu hadisi ile bitirelim “Kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi kimse değer verir. Onları ancak kötü ve aşağılık kimseler hor görür”

 

Sağlıcakla…