'Vasatın Zaferi'

'Vasatın Zaferi'

Yazıları ilgiyle okunup takip edilen köşe yazarımız Harun Fırıncı 'Vasatın Zaferi' başlıklı yeni yazısını Samsun Son Haber okuyucuları için kaleme aldı.

Vasatın Zaferi

Télérama 2016 yılında Kanadalı düşünür Alain Déneault ile Vasatlık (La Médiocratie) kitabı üzerine ''Siyasette ve özel sektörde, vasatlar iktidarı ele geçirdi'' başlıklı bir mülakat gerçekleştirmişti. Bu mülakatta Alain Déneault, "vasatlık" kavramını, ne çok iyi ne de çok kötü olan bireyleri öne çıkaran bir sistem olarak tanımlıyordu. Bu sistemde başarı için normlara uymak ve "oyunu oynamak" gereklidir. Bu durum, yetenek ve işin gerçeğiyle bağlantılı olmayan bir sosyal, politik ve ilişkisel alan yaratır. Sonuç olarak, başarı artık sadece bu formatlara uygunlukla mümkündür, yetenekli bireyler ise genellikle dışlanır.

Bu mülakatı okuyalı çok olmuştu ama Eskişehir Milli Eğitim Müdürünün kendisini ziyaret edip sorunlarını paylaşan kadın öğretmenlere, "Meslekten ayrılıp, evde oturabilirsiniz. Benim hanım da çalışmıyor, siz de çalışmayabilirsiniz" haberini görünce aklıma geldi birden.

Haberi yazanlar bunun bir iddia olduğunun altını çizse de, geçenlerde Bolu'da yangın merdiveni olmayan bir otelde 79 insanın yandığını, buna karşılık hiçbir yetkilinin sorumluluk almadığını ve ne hazindir ki ülkemizde işlerin bu şekilde ilerlediğini bildiğimiz için yok bizde bunlar olmaz diyemiyoruz. İçişleri Bakanı'nın 10 gün içerisinde sorumluluğun kimde olduğunun tespit edileceğini söylemesinin üzerinden 10 gün çoktan geçti bile. Yetki çok ama sorumlu yok. Dünyada hem yetkiye sahip olan hem de hiç sorumluluk almayan bir otorite yok. Hatta ne kadar çok yetkiye sahipseniz, o kadar çok sorumluluğunuz vardır. Bu değişmeyen bir kuraldır.

Ancak insanlar, yurttaşlığın temel kaidelerinden biri olan, vergi vermek suretiyle işler hale getirdikleri devlet makinesini yöneten bürokratları, teknokratları ve siyasetçileri denetlemeyez hale geldiler. Dünyanın dört bir yanında yaşanan ve bizi de derinden etkileyen gelişmelerin bunda payı büyük. Hızın tiranlığı altında bir geçiş dönemindeyiz ve her şey baş döndürücü bir hızla değişiyor.   Her gün büyük olayların yaşandığı yerlerde toplumsal hafıza kayboluyor. İnsanlar bir önceki gün ne yaşadıklarını hatırlayamaz hale geldiklerinden toplum hafızası silikleşiyor. Bu gibi ortamlarda kurgular gerçeklere galip geliyor. Hakikat sonrası (post-truth) denilen çağ böyle bir zaman.

Doğrusu, dünyanın gittiği yöne bakınca vasatlık, vasatlığın iktidarı, vasatlığın zaferi gibi başlıkların ortaya çıkmasına şaşırmamak gerekir. Nihayetinde sosyal bilimciler, içinde yaşadığımız çağı tarif ederken popülizm, hakikat sonrası çağ, yeni despotizm, teknopolitik vb. kavramları kullanıyorlar.

Ancak vasatlığın hüküm sürdüğü bir yerde meritokrasinin yani liyakatin ortadan kalktığını da akılda tutmak gerekir. Unutulmaması gereken bir diğer nokta ise, meritokrasinin yok oluşunun tüm topluma maddi ve manevi bir maliyetinin olduğudur. Adını anmak istemediğim müdürün, yönetici hem de Milli Eğitimde yönetici olmasının hepimize maddi, manevi çok ağır bir maliyeti olduğunu er veya geç anlayacağız.